|
Karakter boyutu :
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Oda Tv adlı internet sitesinde yapılan aramalar ve yöneticilerin gözaltına alınmasıyla ilgili olarak, "Son günlerde Oda Tv ile ilgili bu kadar sahip çıkma gayreti içinde olan yazılı ve görsel medyanın temsilcileri Niçin Mehmet Metiner ve Orhan Miroğlu için kalkıp da kalemlerinizi, dilinizi konuşturmuyorsunuz. Oda Tv nin şu anda yargılananları yazılarından, düşüncelerinden dolayı değil, başka bir eylemden dolayı takip altındadır" dedi. Başbakan Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan, Oda Tv isimli internet sitesinde yapılan aramalar ve Soner Yalçın ile iki yöneticinin daha gözaltına alınması olayını da değerlendirdi. Erdoğan, PKK tarafından tehdit edilen Taraf Gazetesi yazarı Orhan Miroğlu ve Star Gazetesi yazarı Mehmet Metiner'i örnek gösteren Erdoğan, "Buradan BDP'ye açık açık soruyorum: Gazeteci-yazar Orhan Miroğluna yönelik tehditler faşizm değil de nedir? Gazeteci-yazar Mehmet Metiner'e yönelik ortaya çıkarılan suikast planları, basına, basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne aleni tehdit değil de nedir? Son günlerde Oda Tv ile ilgili bu kadar sahip çıkma gayreti içinde olan yazılı ve görsel medyanın temsilcileri Niçin Mehmet Metiner ve Orhan Miroğlu için kalkıp da kalemlerinizi, dilinizi konuşturmuyorsunuz? Oda Tv'nin şu anda yargılananları yazılarından, düşüncelerinden dolayı değil, başka bir eylemden dolayı takip altındadır. Bunu yapan yargı" diye konuştu. PERVER'E DESTEK "Sadece türkü söyleyen, acılarına ağıtlar yakan, barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ezgisini dünyaya duyuran sadece ve sadece insanlık için feryat eden bir sanatçıya, Şivan Perver'e yönelik tehditler bizatihi hiyanet, bizatihi ihanet, bizatihi faşizm değil de nedir?" diye soran Erdoğan, şöyle devam etti: "Oysa Şivan Perver toprağına, vatanına, kardeşlerine sesleniyor ve diyor ki; İnan ki seni özledim. Barış güvercinine sor/ Dosta ahbaba sor/ Hapishane duvarlarına sor/ Onlar sona doğru söylesinler/ Baharın rengine sor/ Şu ağaçtaki güle sor/ Ben seni çok özledim/ İnan ki özledim. Bu dizeleri dile getirecek kadar yüreği yanık toprağına, vatanına, kardeşlerine bu kadar hasret içinde gönlünün derinliklerinden 'inan ki seni özledim' diye haykıran bir sanatçıyı tehdit etmek Kürtlerin, sadece Kürtlerin değil, insanlığın sesini kesmek değil de nedir? Bir yandan demokrasi diyeceksiniz, bir yandan temel hak ve özgürlükler, barış diyeceksiniz, bir yandan hukuk diyeceksiniz. Ama öbür yandan Hakkari'de İmam Aziz Efendi'yi öldüreceksiniz. Batman'da yangına koşanları katledenlere, İstanbul'da Serap yavrumuzu yakanlara, Mersin'de Suphi kardeşimizi yakanlara sahip çıkacak kucak açacak, bağrına basacaksınız. Doğu ve Güneydoğu'da AK Parti tarafından kararlılıkla yapılan yatırımlar, kalkınmayı, demokratikleşmeyi, özgürlükleri, açılımı görmeyecek; gidecek çetelerle işbirliği yapacaksınız. Benim Yüksekova'da ilçe teşkilatımı bombalayacaksınız, Bingöl'de aynı, diğer illerde aynı. Sizin demokrasi anlayışınız bu mu? Sizin siyasette müşterek, açık, net, karşı karşıya mücadele etme anlayışının bu mu? Bunu hangi anlayışla ifade edeceksiniz, neyle tanımlayacaksınız? On yıllarla boyunca faili meçhullerden şikayet edeceksiniz sonra çıkıp faili meçhullerle itham edilen çetelerle işbirliği yapacak, terör örgütünün işlediği faili meçhullere sahip çıkasınız. Kusura bakmayın beyler. Benim Kürt kökenli kardeşim de, Türk kardeşim de nasıl bir kirli oyunun, nasıl bir kirli kampanyanın içinde olduğunu gayet iyi görüyor. Nasıl bir tutarsızlık, nasıl bir samimiyetsizlik içinde olduğunuzu benim 74 milyon vatandaşım çok iyi görüyor." "İŞTE BUNA 'ACEMİ ELÇİLİK' DENİR" Başbakan Erdoğan, Türkiye'yi basın özgürlüğü konusunda eleştiren ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone'ye de tepki gösterdi. Türkiye'nin 8 yıl öncesine göre çok daha özgür bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, bundan 8-10-15 yıl önce talimatla manşetler atılırken, bu dönemde bunun söz konusu olmadığını anlattı. Geçmişte emirle, sipariş üzerine köşe yazısı yazıldığını, bugün ise yazarların bağımsız olduğunu belirten Erdoğan, "Bizim 8 yıl boyunca müdahale ettiğimiz, üzerinde baskı kurduğumuz, sesini kıstığımız tek bir yayın organı yok. Zaten olmaz da, olamaz da yasalarımız buna müsaade etmez" şeklinde konuştu. Oda Tv'ye tamamen yargı yoluyla bir tasarrufta bulunulduğunu belirten Erdoğan, "'Vay efendim hükümet basını susturuyor' Ya bunun bizimle ne alakası var. Malum koro hemen devreye giriyor. Yargıda, medya patronlarının, medya mensuplarını dokunulmaz olduğuna ilişkin hüküm var da, bizim mi haberimiz yok. Medya kuruluşları her şeyden muaf mıdır? Vergiden muaf mıdır? Her türlü suçtan muaf mıdır? Onlar sorgulanamaz mı, yargılanamaz mı? Maalesef bu yaygaraya hiç üzerine vazife olmadığı halde hariçten birileri de inanıyor ve görüş bildiriyor. Türkiye'yi tanımaz, bilmez, ne nedir, hangi yasa var hiç haberi olmaz. Çıkar orada hemen bir tuzağa gelir kalkar açıklama yapar. Dur ya önce bir açıklama yap. Sor nedir. Yargı hangi neticeye varacak, bunu bir öğren. İşte buna 'acemi elçilik' denir. Bunlar acemi" dedi. "MEN DAKKA DUKA" Başbakan Erdoğan, 8 yıldır kendisine aralıksız hakaret eden yazarlar olduğunu belirterek, "Sistematik hakareti, iftirayı yayın politikası yapmış gazeteceler, televizyonlar, internet siteleri var. Bu ülkenin hükümetine, hükümet üyelerine en ağır küfürleri eden köşe yazarları var. Gerektiğinde 'hakkımız' dedik ve hukuk yoluna başvurduk. Ama hukukun dışına çıkılmasına, ifade özgürlüğünün dışına çıkılmasına da tevessül etmedik. Öyle hakaretler yedik ki, yargı 'siz siyasetçisiniz, bu hakaret değil, ağır eleştiri' dedi. Hakkımızda böyle kararlar çıktı. Hakaretin adı ne zamandan beri ağır eleştiri oldu ya. Acaba aynı küfrü, hakareti size yapsalar buna ağır eleştiri diyebilecek misiniz. Arapların bir sözü var; Men dakka dukka (eden bulur). Kim böyle 'dak' ederse ona da 'duk' ederler. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" diye konuştu. .Gap Olay
|
EN ÇOK OKUNANLAR
SİTE ANKETSON YORUMLANANLARHAVA DURUMU |
|||